Birçoğumuz yeni bir dil öğrenip kendimizi bu konuda geliştirmek isteriz. Kişisel olarak kendimiz için, sosyal hayatımız için, hedeflerimiz için, kariyerimiz için veya hobi olarak lügatımıza yeni bir dil eklemek isteyebiliriz. Sıfırdan, çalışarak, pratik yaparak yeni bir dil öğrenmek herkes için çocuk oyuncağı değildir. Bazı insanlar yeni dil öğrenmeye daha yatkın olabilir. Bazıları ise bunu çok zor ve kafa karıştırıcı bulabilir. Ancak dile, sadece çalışarak öğrenebiliyormuşuz gibi bakmamamız gerekir. Bu konuyu şöyle düşünebiliriz; hiçbir insan doğduğunda anadiline özellikle çalışarak öğrenip konuşmaya başlamaz. İnsanlar, çevrelerindeki insanların en çok kullandığı dili “dinleyerek” öğrenirler. Okuyarak, dil bilgisi kurallarına bakarak değil, dinleyerek! Bu çok önemli bir detay. Ana dili Türkçe olan insanları ele alalım; çevremizdeki kişiler devamlı olarak Türkçe değil başka bir dili konuşsaydı, tabii ki ilk söylediğimiz kelime Türkçe değil, duyduğumuz dil olurdu. Sonuç olarak, dinleyerek dil öğrenmenin çok önemli olduğunu söyleyebiliriz.

Peki, başka ne yapabiliriz? Bu süreci nasıl hızlandırabiliriz?

Kendimize bu hedefi belirlediğimizde tam olarak neden dil öğrenmek istediğimizden emin olmamız gerekir. Yolumuzu bildiğimizde bu sürece başlamak ve devam etmek daha kolay olacaktır. Ne yaptığımızı bilmeden bir şey öğrenmeye çalıştığımızda zamanla bunalmış hissederiz. Çünkü aslında dudaklarımızdan çıkan o ilk kelimemizdeki kendimize yakın bir konumda oluruz. Her şeyi sıfırdan öğrenmemiz gerekir, alfabeyi, harflerin nasıl okunduğunu, nasıl anlamlı cümleler kurulduğunu, bu dili kullanan insanların ne dediğini anlamayı… Her şey çok yenidir ve aslında çok heyecanlıdır.

Öncelikle, en zor ve en kapsamlı konudan başlamamamız gerekir. Bu öğrenme sürecimizi yavaşlatır ve bizi mutsuz edebilir. Konuşmayı yeni öğreniyormuşuz gibi bakmamız gerekir. Dil farklı harfler içeriyorsa veya farklı bir alfabe kullanıyorsa buradan başlamamız gerekir. Konuyu öğrenme ve anlama sıramızı doğru belirlemeliyiz.

Sözcükler dilde çok büyük yer kaplarlar. Diller, şaşırtıcı sayıda sözcükten oluşur. Örneğin İngilizce’de 600.000 ila 1 milyon kelime vardır. Tabii ki çok kısa sürede bu kelimeleri hafızamıza alamayız, ezberleyemeyiz. Kendimize küçük ve eğlenceli hedefler koymalıyız. Bir gün uyanıp güne başladığımızda o gün belli bir konu başlığı altında 20 kelime öğreneceğinizi söyleyebilirsiniz. Nasıl söylendiğini merak ettiğiniz konulardan başlayabilirsiniz. Bir şeyi de asla unutmamalıyız; ana dilimiz olan dilin sahip olduğu bütün kelimeleri bilmiyorsunuzdur. Bütün kelimeleri biliyor ve kullanıyor olmanız olanaksızdır. O sebeple, yeni dildeki sözcükleri öğrenirken hepsini öğrenmeden dili tamamen bilmediğiniz düşüncesine sahip olmamalısınız. Şunu düşünün: İlk 100 kelime İngilizce metinlerin yaklaşık yüzde 50’sini ve ilk 1000 kelime yaklaşık yüzde 90’ını oluşturuyor! Sözcükler, siz merak ettikçe, öğrenmeye devam ettikçe ve kullandıkça hayatınıza girmeye devam edecekler.

Yeni öğrendiğiniz dili olabildiğince günlük hayatınıza kullanmaya çalışmalısınız. Bu zorlayıcı ve zaman zaman can sıkıcı olabilir, sizi gerebilir. Ancak yeni bir dili konuşmaya çalışarak, cümleler kurmaya çalışarak pratik yapmadan sınırlı yöntemlerle öğrenmeye çalışırsak, hafızamızda yer edemez. Zamanla birçok sözcüğün anlamını öğrenmiş oluruz; duyduğumuzu anlayabiliriz, okuyabiliriz, okuduğumuzu anlayabiliriz, dil bilgisi kurallarına hakim olabiliriz. Ancak dili kullanmadığımızda, günlük hayatımıza dahil etmediğimizde, konuşmaya çalışmadığımızda dili unuturuz. Öğrendiğimiz şeyler maalesef zihnimizden silinmeye başlar. Bir dili pekiştirmenin en önemli yolu bu dili kullanmaktır. Şöyle düşünebiliriz; yurt dışına giden, Türkçe bilen bir insan, gittiği ülkenin resmi dilini konuşmaya başlar. Ve belli bir zaman sonra ana dilini kullanmamaya başlar veya çok az kullanır. Bu da bu kişinin ana dili olan Türkçeyi zamanla unutmasına sebep olur. Aksanında bile değişmeler yaşanabilir. Tabii ki beyninde Türkçe bilgisi hala varlığını sürdürür. Ancak kullanılmayan her dil paslanmaya mahkumdur. Bu durum, sadece ana dili Türkçe olan insanlar için değil, dünyadaki her insan için geçerlidir. Kendinize güvenin ve yeni dilinizi benimseyin!

Bu süreçte dil pratiği yapabileceğiniz birçok uygulama ve sözcükler için hafıza kartları bulunmaktadır. Dil ve kültür paylaşımı yapabileceğiniz uygulamalar da vardır. Bu tür alternatifler sayesinde bu konuda özgüven kazanabilir ve yeni dili kullanıp konuşmaya alışma sürecinizi hızlandırabilirsiniz.

Size önerebileceğim en eğlenceli ve yardımcı konulardan birine değinmek istiyorum. Öğrendiğiniz dilde diziler, filmler ve videolar izlemek, şarkılar dinlemek ve şarkı söylemek! Kesinlikle çok yardımcı olan ve eğlendiren yöntemlerdir. İzlediğiniz dizileri ve filmleri öğrendiğiniz dilde duyuyorken, aynı zamanda duyduğunuzun çevirisini altyazı şeklinde okuyorsunuz da. Bu da henüz bilmediğiniz sözcükleri, deyimleri, cümle kalıplarını, günlük konuşmaları öğrenmenizi sağlar. Zamanla altyazısız izleyerek konuşulanların ne kadarını anladığınızı da kendi kendinize ölçebilir ve değerlendirebilirsiniz. Şarkı dinlerken isedinlediğiniz ve dinlerken keyif aldığınız şarkının sözlerini merak edersiniz. Şarkı sözlerine bakarsınız ve şarkıya eşlik ederken hem sözcük dağarcığınız, hem telaffuzunuz gelişmiş olur. Birçok insan bu yollarla kendini geliştirebiliyor. Aynı zamanda da eğleniyorlar!

Bir dili anlamak, kelimeleri anlamaktan daha fazlasıdır. Bu dil ile ilgili kültür ve tarih hakkında bilgi edinmek önemlidir. Bir ülkenin veya kültürün tarihi, güncel olaylar, ortak gelenekler hakkında bir şeyler bilmek, insanların ne söylediğini ve ne yaptığını anlamanıza yardımcı olabilir. Yeni bir dil öğrenmeye başladığınızda o dili konuşan insanların kültürünü öğrenmek için biraz zaman ayırın. Bu size çok yardımcı olacaktır. Hatta utanç verici ve potansiyel olarak rahatsız edici hatalar yapmanızı önleyebilir.

Kendimize yeni bir dil katmanın başka artıları da vardır. Sadece ana dilimizle değil, başka yeni bir dille de iletişim kurma şansına sahip oluruz. İnsanlar konuşarak anlaşırlar, iletişim kurarlar, sosyalleşirler. Mutluluğumuzu, sevincimizi, kırgınlığımızı, üzüntümüzü, öfkemizi ve daha birçok duygumuzu vücut dilimizden sonra konuşarak ifade ederiz. Bizim ana dilimizi bilmeyen insanlarla konuşabilir, sosyalleşebiliriz. Güzel arkadaşlıklar kurabilir, yeni kültürleri öğrenebilir, anlayabiliriz. Bu kesinlikle güzel ve heyecanlı bir durum!

ÖNERİLEN FİLM:
  • Film: A Beautiful Mind
  • Yayın Tarihi: 2002
  • Yönetmen: Ron Howard
  • Konu: Zeki ama asosyal bir matematik dehası olan John Nash, William Parcher’dan bir iş kabul eder. Bu işi kabul ettikten sonra hayatını daha da kötü bir şekilde değiştirdiğini fark eder.
KAYNAKÇA:

https://www.fluentu.com/blog/fastest-way-to-learn-a-new-language/

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da hoşunuza gidebilir
Okumaya Devam Et!

Vücut Saatimiz

“Zaman öldürmek yerine bir şeyler yapın. Çünkü zaman sizi öldürüyor.” Paulo Coelho Genellikle işlerimizi bir an önce halledip…
Okumaya Devam Et!

Anlamının Ötesinde: Çift Tık

Instagram, aylar önce bazı profillerde, beğenme sayısını göstermeme özelliğini denedi. Bu hesaplar, paylaşımların beğenme sayılarını göremiyorlardı. Ancak birkaç…
Okumaya Devam Et!

Dijital Ayak İzi Nedir?

Dünya üzerinde bilinen 4.57 milyar internet kullanıcısı, 3.81 milyar sosyal medya kullanıcısı vardır. Ve bu kullanıcılar internet üzerinde…
Okumaya Devam Et!

Sevginin Beş Dili

İnsanların günümüzde karşılaştığı en yaygın ilişki sorunlarından biri, sevgiyi bir başkasınadolaylı ve doğrudan bir şekilde ifade etmektir. Neredeyse…