İstasyon On Bir

Zombi istilaları, vampirlerin kana susamış bir vaziyette insanlığa saldırıları, büyük volkan patlamaları, devasa hortumlar, şiddetli depremler, insanların yaşama tutunmakta korkunç deneyimler yaşadığı olaylar veya İstasyon On Bir kitabındaki gibi büyük bir salgından sonra dünyadaki insanların öldüğü ve kalanların ise yaşam mücadelesi verdiği tarzındaki kitaplar… Aksiyon ve macera tutkunları bu tarz kitapları okumaktan zevk alır. Ayrıca yaşadığımız dünyadan uzak olması açısından bilim kurgu fanatiklerinin de ilgisini çeker. Fakat yazarımız John Mandel İstasyon On Bir’de klasik çizgiden çıkarak bu tarz kurgulara gerilim ve aksiyon havası vermek istememiş. Melankolik ve sanatsal bir anlatımı tercih etmiş.

Yepyeni bir dünyanın hiç alışık olmadığımız bir şekilde aktarılması kitabın heyecan duyduğum noktalarından biri oldu. Biliyoruz ki salgınla yaşamak hayatımızın bir parçası haline geldi. Bu bakış açısıyla konuya baktığımızda, çok daha dramatik felaket senaryolarını okumak, çılgın bir fikir gibi gelebilir. Eğer benim gibi çılgın bir okuyucuysanız bence hiç de fena bir fikir değil.

Benim açımdan kitap fazlaca mübalağa az da melankolikti.  İçinde bulunduğumuz dönemden dolayı modern dünyanın farkında olmadığımız yönleri, melankolik hava içinde yazılmıştı. Bu yüzden bana bir ilki de yaşattı. Bilim kurgu altında melankolik bir havayla sanatın bizlere güç ve umut verdiğini anlatan bir kitap daha önce okumamıştım. Yazarımız sanatın gücünü es geçmemiş belli ki.

Kitaba ilk başladığımda o kadar çok kavram karmaşasıyla karşılaştım ki olayları anlamlandırmakta başta zorlandım. Olaylar birçok zamanda geçiyor. Her zamanın içinde de ortak ya da farklı birçok karakterler bulunuyor. Sonradan anladım ki tek bir karakteri anladığımız anda zaten kurgu akıp gidiyor.

Ana karakterlerimizden biri olan Arthur ve diğer tüm karakterlerin onunla uzaktan yakından bir bağı var. Yan karakterler işleyişi çok değiştirmiyor, sadece olayların birbirine bağlanmasında aracılar. Bu açıdan yan karakterlere çok takılmadan, ana karakterlerin gölgesinde okunulabilecek bir kurgu. Kitaba gelirsek kitap Gürcistan gribinin dünya nüfusunu bir anda yok etmesini ve hayatta kalmayı başaran çok az bir kesimin aylar hatta yıllar sonra teknolojinin olmadığı bir dünyada hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor. Kafa karıştıran kısım ise sadece salgından sonrasının anlatılmıyor olması. Yirmi yıl sonrasını gördüğümüz gibi salgının başladığı zamanı hatta yeri gelince salgından yıllar öncesini de aynı anda okuyoruz. Petrol, doğalgaz, elektrik artık yok. Kara, hava, su ulaşımı yakıt olmadığından dolayı kullanılmıyor. Maziye karışmış olan modern hayatın vazgeçilmez unsurları salgından sonraki neslin algılayacağı şeyler olmaktan uzak kalmış.

Olayları birbirine bağlamak, tıpkı bir bulmaca çözmek gibi. Öyle bir an geliyor ki en ufak bir ipucuyla bile olayların büyük bir kısmı çözülebiliyor. O ipucu içinse dönemleri iyi benimsemek gerekiyor. Gripten önceki dönemde yoğun olarak Arthur’un Hollywood aktörü olmasına kadar geçen süreç ve eşi Miranda’nın kitaba da adını veren yaşadıklarını yansıttığı çizgi romanı İstasyon On Bir işleniyor. Yazarımız gripten sonraki dönemde ise Shakespeare oyunlarını ve Beethoven müziklerini icra eden Seyyar Senfoni adında bir gezici ekibe ve onların tarikatlarla yönetilen kasabalardaki tehlikeli hayatlarına değinmiş. Ve paralellik göstermesi için de Arthur ve Seyyar Senfoni aktörü olan Kristen’ın kariyerlerini, çizgi romandaki isyancıları ve salgında hayatta kalanların modern dünyaya duydukları özlemi bir bütünlük içinde ele almış. Ne yazık ki heyecanınızı azaltmamak için ayrıntılara girmek istemiyorum. Kitabı okuyan herkesin farklı dersler çıkarabileceği bir eser. Detaylıca anlatmak eseri tek bir kalıba sokmuş bir şekilde sunmak olur. Bırakalım hayal güçlerimiz konuşsun.

 Gel gelelim kitabı bir iki kelimeyle anlat deseler kısmına… Büyük ihtimalle sanatı sanatla anlatmak derdim. Standart kalıplar yıkılmış ve özgünlük yakalanmış. Birbirine paralel seyreden, birbiriyle bağlanan ve en sonunda bir merkezde toplanan olaylar zinciri. İlk başta çözülmesi zor görünen ve çözmesi bir o kadar da zevkli bir kurgu bu. Değinmesi gerek her detaya değinmiş, bulabildiği her tasviri bir ahenk içerisinde kurguya ilmek ilmek işlemiş.

 Olay örgülerini çözmekten keyif alan fakat benzer anlatımlardan bunalmış okuyucuların imdadına yetişecek bu kitaba en yakın zamanda başlamanızı öneririm. Olayların değil de duyguların ön planda tutulduğu bir kurgu. Ama nasıl bilim kurgu ve maceraya girebilir? Bu soruların cevabını almak istiyorsanız en kısa zamanda kitabı edinmeniz dileğiyle.

Görsel Kaynak:

https://www.dr.com.tr/Kitap/Istasyon-On-Bir/Edebiyat/Roman/Bilim-Kurgu/urunno=0001737046001

Önceki İçerikODAKLANMAK SORUN MU?
Sonraki İçerikHİSSİZLİĞİN HİSSİ

Benzer Gönderiler

Yorumlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Reklam

İnstagram

Popüler Gönderiler

Kendinize Yatırım Yapmanın ve Hayatınızı Değiştirmenin 5 Yolu

“Yapabileceğiniz en iyi yatırım, kendinize olan yatırımdır. Ne kadar öğrenirseniz o kadar kazanırsınız.” -Warren Buffett Kendinizi...

Anlamının Ötesinde: Çift Tık

Instagram, aylar önce bazı profillerde, beğenme sayısını göstermeme özelliğini denedi. Bu hesaplar, paylaşımların beğenme sayılarını göremiyorlardı. Ancak birkaç hafta önce bu deneme...

Meslek Seçiminde İtibar Çıkmazı

Çocukluğumuzdan itibaren hem ailelerimiz hem de yakınlarımızdaki kişiler tarafından belli başlı meslekler hakkındaki görüşlere ve tavsiyelere maruz kalırız....