OKUDUĞUM KİTABIN ADI: İçimizdeki Çocuk

SAYFA: 256

KİTABIN YAZARI: Doğan CÜCELOĞLU

ŞAHIS VE VARLIK KADROSU: Kitapta olaya dayalı bir anlatım bulunmamakla birlikte konu bazında farkındalık kazanarak kendimizle yüzleşmek ve bilinçlenmek amacıyla bu kitap; bilgilendirici ve eğitici bir içerik taşımakta olup yalnızca Doğan Cüceloğlu tarafından kaleme alınmıştır.

KİTAP ELEŞTİRİSİ (KİTAP HAKKINDAKİ OLUMLU/OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİM):

İlk olarak yazardan bahsetmek istiyorum. Açıkçası Doğan Cüceloğlu’nun ‘’Öğretmen Olmak’’ isimli kitabından sonra, okuduğum ikinci kitabı ‘’İçimizdeki Çocuk’’ oldu. Bu kitabı oldukça beğendim. Beğenme sebeplerim arasında her ne kadar bireysel açıdan psikolojiye olan ilgim ve merakım olsa da kitabın konusu ve içeriği bakımından ayrıca beni içine çektiğini söyleyebilirim. Kitabı okurken düşündüğüm şey ‘’Hayatındaki seçimlerinde kararsız kalanlar, seçimleri sebebiyle pişmanlık duyanlar ve kendini daha yakından tanıyarak sevmek isteyenler kesinlikle bu kitabı okumalı.’’ oldu. Kitabı bitirdiğimde, her insanın içerisinde bir çocuk yattığını ve bazı zamanlarda o çocuğun sesine de kulak vermesinin kişinin yaşamındaki mutluluğu tetiklediğini öğrendim. Buna bağlı olarak da ‘’ İçimizdeki o masum çocuğu sevmek isteyenler, küskün olduğumuz o çocukla barışmak isteyenler özellikle bu kitabı okumalı. Çünkü insan ancak o zaman kendiyle tamamen barışık olabilir.’’ diye düşündüm.

Kitabın içerisinde yer alan bölümlerde kurulan bazı cümlelere odaklandığımda, kendi hayatımdan yana birçok ortak nokta bulabildim. Özellikle de hayatımdaki istediğim ve benim için önemli olan konularda bu duruma düştüğümü ve yaşadığım kararsızlık sonucunda herhangi bir durumdan veya seçimden yana pişman olmaktan korktuğumu anladım. Meğer kitaptan edindiğim bilgiler doğrultusunda bu korkuya hiç de yer vermemeliymişim. Çünkü korku da bir duygu ve her insanın yaşadığı, yaşamakta olduğu ve yaşayacağı da bir histir. Bu sebeple sonucu her ne olursa olsun yaşayacağım tedirginliğin ve korkunun ancak kendime zarar vereceğini ve bu durumun sonucu değiştirmeyeceğini öğrendim. Bu kararsız kalışlarımın altında yatan nedenin ise içimdeki anne-baba sesinin olduğu anladım. Özellikle de kitapta ikiye ayrılmış sütunlar şeklinde verilen cümlelerde gerçekten de kendi iç seslerimi duyabildim. Aslında her insan bunları yaşamasına rağmen birçoğumuz bu seslerin hangi tarafın sesi olduğunun farkında değiliz. Benim bu farkındalığı kazanmamda, bu sesleri ayırt edebilmemdeki en büyük fırsatım bu kitabı okumak oldu diyebilirim. Çünkü bu sesleri ayırt etmeye başladığımda eskiden yaptığım gibi yalnızca bir tarafın dediğine kulak verip onun istediğini yapmaktansa, artık her iki sesin de onaylayabileceği ortak bir karar almamın beni daha mutlu edeceğini gözlemledim. Hatta kitabı bitirir bitirmez de günlük hayatımdaki seçimlerden başlayarak bunu gerçekleştirdim.

Uygulama noktasında ise haftalarca yapmamız gereken, özellikle de yazarın ‘’Sabah kalktığınızda günün hep o saatinde içinizdeki çocukla buluşun, bu ona değer verdiğinizi gösterir. Buluşmaya devam edin ve zamanında gerçekleştirin, iyi gitse bile devam etmek için uğraşmayın ve otuz dakikada bitirin.’’ gibi cümleleri de benim için oldukça anlamlıydı. Açıkçası dikkatlice okuyup düşündüğümde bu cümlelerin bir ‘’değer’’ unsuruna ait olduğunu görüyorum. Değer kavramının bizde oluşturduğu etkiyi ise geçmişimizden yani çocukluğumuzdan itibaren kendimizde görmeye başladığımızı düşünüyorum.  Bana göre değer; öncelikle aileden dolayı edinilen ardından bireyin okul yaşamına başlamasıyla beraber kendi kişisel gelişimine bağlı olarak değişen bir unsurdur. Bu sebeple ailemizden göreceğimiz değerin bir insan yaşamında çok önemli olduğunu hatta temelini oluşturduğunu söyleyebilirim.

Bunlara ek olarak ne yazık ki toplumumuzdaki bilinçsiz ebeveynler var oldukça bu değer algılayışı ve kazanışı pek de doğru olmayabiliyor. Çünkü ebeveynlerin de kendi ailelerinden yana bu değeri görmeyişi, sonradan kendilerinin de kendi çocuklarına uygulayabilmesine izin vermeyebiliyor. Hatta kitapta da buna bağlı olarak bir örnek verilmişti. ‘’Seni seviyorum.’’ cümlesini sıkça duymayan biri, söylemekte de zorlanırdı. İşte buna bağlı olarak şimdiden sonra gelecek nesillere neyi aşılayabilirsek, bizler onlara nasıl davranabilirsek onlar da kendi yaşantısındaki insanlara o şekilde davranacaklar ve ileriki hayatlarında da o şekilde bir çocuk yetiştirecekler. Yani içlerindeki sesleri ayırt edemeyen, pişmanlık duygusunu sıkça yaşayan ve kararsızlıkları nedeniyle mutsuz bir yaşam sürecek olan, üstelik bunu da farkında olmayan çocuklar… Bu duruma yapılacak en etkili müdahalenin de kitapta vurgulanan anne-baba ve iç çocuk seslerinin anlaşılması, her zaman çözüm odaklı yaklaşılarak mutluluğun sağlanması ve insanların her türlü duyguyu tatmasının normalleşip durumun kabullenilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kitaba bağlı olarak olumsuz bulduğum tek nokta içerisinde yer alan uygulama bölümlerinin ve soruların kitabın sonunda saklı olmasıydı. Kitabı yarım bırakacak olanların, herhangi bir durumda devam edemeyecek olanların, bu iç çocuk ile olan buluşma ve soru-cevap şeklinde iletişime geçme oturumlarını görememesinin bir talihsizlik olacağını düşünüyorum. Çünkü benim kitapta en çok hoşuma giden kısım bu sonda yer alan uygulama sorularıyla kendimizi test etmemizdi. Bu sayede kendimle yüzleşebilme ve bazı noktalarda içimdeki anne-baba sesinden dolayı kendime bile itiraf edemediğim durumları, sesli bir şekilde kendime söyleyebilme fırsatına eriştim. Açıkçası kendi içimdeki çocuğu birçok noktada ihmal ettiğim için bazı kararlarımın bir anne- baba sesiyle fazla mantıklı ve ciddi olduğunu, bu durumun da benim mutsuzluğuma yol açtığını fark ettim.

Çocuk yetiştirme noktasında da ebeveynlerin kesinlikle okuması gerektiğini düşünüyorum ve bu ebeveynliği edinmeden önce de öncelikle kendimizle yüzleşmemizin şart olduğuna inanıyorum. Bu doğrultuda da gerekli bilinçlenmenin yapılması ve bir eğitim sonucunda anne-baba rollerinin üstlenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü içimizde yatan anne-baba sesi ömrümüz boyunca devam ediyor. Çoğu noktada bu sesin bizi durdurması veya baskılamasının temel nedenlerini de aileden edindiklerimizin oluşturmakta olduğunu biliyorum. Bu kitapta da bu durumda ailenin ve çocuk yetiştirmenin ne kadar önemli olduğunu ve insanın hayatını etkileyebildiğini anladım. Gerçekten de bu kararların her iki sesin de ortaklığında verilmesi ve anlaşılması, ardından da kabullenilmesi gerektiğini öğrendim.

Kitabın sayfa sayısını, bölüm sayısını gayet yeterli uzunlukta buldum. Bölüm içeriğinde yer alan anlatımların ve uygulamaların bir bütün halinde okuyucuya sunulmasını da oldukça beğendim. Çünkü bu sayede okurken sürekli anlatıma odaklanmayarak uygulama sorularıyla birlikte kitaba yeniden bağlandım ve dikkatimi toplayabildim. Dili açısından Doğan Cüceloğlu’nun her yaş grubuna hitap edebilen yalın ve sade bir anlatım tarzına sahip olduğunu düşünüyorum. Bu sadeliğin ve yalınlığın da okurken okuyucu ve yazar arasında sohbet havasında olmasını sağladığını ve bu durumun da kitabı daha anlaşılır kıldığını düşünüyorum. Ancak akıcılığı sağlarken araya uygulama bölümlerinin girmesinin bu akıcılığı bir nebze durdurduğunu ve anlık olarak insanın kendi iç dünyasına yönelmesine sebep olduğunu söyleyebilirim. Tabii kitabın amacının bu olduğunu bildiğim için bu akıcılığın uygulama kısımlarında duraksamasını da bir olumsuzluk olarak değerlendirmiyorum. Tüm bu nedenlerden dolayı kitabı içerik ve dil olarak da beğendimi ifade edebilirim.

Ben bu kitap sayesinde öncelikle kendi iç dünyamla alakalı birçok noktada farkındalık kazandım. Umuyorum ki kazandığım bu farkındalığı ve bilinci gelecekte kendi çocuklarıma da uygulayacağım. Bir insanın yalnızca var olmasından kaynaklı kazandığı önemi ve bu insanın içindeki çocuğun duygu ve düşüncelerinin değerini anladım. Bu değeri hiç kaybetmemek, kendimize hep hatırlatmak ve içimizdeki çocuğu hiçbir zaman unutmamak gerek. Öncelikle ebeveynlerin, ardından eğitimcilerin ve sonrasında da her yaş grubunun okuyabileceği bir üslup ve anlatımda olduğuna inandığım için öğrencilerin ve gençlerin de bu kitabı okumasını özellikle tavsiye ediyorum.

KONU İÇERİĞİ VE ÖZET: Kitaptaki konu, bireyin iç dünyasında yaşadığı duygu durumları ve bunun sebeplerine bağlı olarak dış çevre ile ilgilidir. Dolayısıyla kitap, içinizde yetiştiğiniz ailenin ve yakın çevrenin sizin iç dünyanızı ve şimdiki duygu, düşünüş ve davranışınızı nasıl etkilediğini incelemektedir.

Hepimizin içerisinde yer alan o çocuk ne yazık ki her zaman sağlıklı bir ortamda yetişememektedir. Bu durum da insanın bedenen büyümesine ancak psikolojik olarak geri planda kalmasına yol açmaktadır. Bu duruma yol açan etkenler ise aile, okul veya genel kültür ortamı olabilmektedir. Kişinin içindeki anne-babanın iç çocuğu duyabilmesi ve buna bağlı olarak dengeyi kurabilmesi de çocuğun sağlıklı bir ortamda yetişebilmesine, bilinçli bir ailede büyümesine bağlı olarak değişebilmektedir. Bu bağlamda kişinin öz benliğini sağlaması, temel gereksinimlerini karşılayabilmesi gibi durumlar da temel yapıyı meydana getirmektedir. Bunun aksine içindeki çocuğu sağlıksız olan bireyin kişiliği bağlaşıktır. Çünkü bu birey kendinden ziyade başkalarının duygu ve düşüncelerine önem vererek onların istediğini sürekli biçimde yapmaktadır. Bu durumda da kendi değerini göz ardı ederek, içindeki çocuğa önem vermemektedir. Bu sebeple bu temel yapıyı oluşturmak, kişinin değer kazanması ve isteklerini gerçekleştirmesi bakımından önem taşımaktadır.

Temel yapıyı başta ailede kazanan bireylerin olduğu ortamda da ebeveynlere düşen belirli rol ve sorumluluklar vardır. Örneğin ebeveynlerin değerli olma duygusu, güven ortamı, yakınlık ve dayanışma duygusu, sorumluluk duygusu, mücadele etme ve başarma, kendini gerçekleştirme, manevi yaşamın temellerini oluşturma gibi ortamları kurmaları gerekir. Ayrıca aile içerisindeki sistemin işleyişini sağlayan kuralların belirgin bir şekilde oluşturulup onlara da uyulması gerekir. Çünkü ne yazık ki sağlıksız ailenin dayandığı temellerin çoğunu toplumun kültürü vermektedir. Yani aslında sağlıklı olan bireylerin, içten denetimli olmaları gerekmektedir. Dolayısıyla birey aslında kendi davranışlarıyla içinde yetişmiş olduğu aileyi de yansıtmaktadır. Hatta ailedeki iletişimin en önemlisi de anne-baba arasındaki iletişim olmakta olup ailenin gelişimi de buna bağlıdır. Bu yüzden bu rol ve sorumlulukların doğru ve zamanında yapılması önemlidir. Bu sayede çocukların gereksinimleri ebeveynleri tarafından karşılanarak sağlıklı bir ortamda büyümesi gerçekleşecektir. Hem de olgun bir çocuk yetiştirilerek aile üyeleri arasındaki ilişkinin de rahat olması ve toplumla olan bağının da dengelenmesi sağlanacaktır.

Utancın en olumsuz etkisi kişinin kendi iç dünyasıyla ilişkisini kesmesidir. Sağlıklı olan bize sınırlarımızı hatırlatan utanmadır. Evde örnek alınan insanların davranışı, çocuğun sevdikleri tarafından psikolojik anlamda terk edilmesi ve olumsuz anıların birikimiyle çocuğun içine yerleşmektedir. Bu durum da çocuk üzerinde bedenen ve duygusal olarak olumsuz etkiye yol açmaktadır. Ancak utanç ve suçluluk farklı olmasına rağmen birbiriyle ilişkili duygulardır. Çocuğu devamlı suçlu hissettirmek, onun zamanla utanca maruz kalmasına sebep olmaktadır. Bunun sonucunda utanca dair kişi kendine savunma mekanizmaları geliştirir. Bu savunma mekanizmaları inkar, bastırma, çözülme, yön değiştirme, dönüşme, yansıtma, ket vurma, karşıt tepki oluşturma, duygusal yalıtım ve kendine zarar verici olarak gruplanabilmektedir. Utanca maruz kalan kişilerde olumsuz karakter özelliklerinden bazıları ise şunlardır: Mükemelliyetçilik, sürekli güçlenme ve denetlemeye yönelme, şiddetli öfke, kibir ve gurur, eleştirme ve suçlama, yargılayıcılık ve ahlaksallaştırma, hor görme, koruması altına alma, sürekli yardım etme, başkalarına sürekli hoş görünme ve sürekli başkalarını kıskanma. Bu noktada bunlara bağlı olarak sağlıklı iç çocuğun davranışı ise sevilmiş, övülmüş, yüreklendirilmiş ve desteklenmiş şeklindedir.

Bedensel kötü davranış ülkemizde en yaygın görülendir. Özellikle sağlıksız ailede gözlenen en belirgin özelliklerden biri ise bu bedensel kötüye kullanmanın sık sık yer alması, bir tür norm olmasıdır. Aynı zamanda duygusal açıdan da çocukları ciddiye almamak ve duygu ile düşüncelerini ifade etmelerine fırsat vermemek de duygusal kötü davranışa örnektir. Duygularını açabilen ve iletişimini güçlendirebilen çocukların yetişmesi için onları dinlemeye ayrıca özen gösterilmelidir.

Dokunulma, güven, düzen, sosyalleşme, uyarılma ve kendini değerli görme çocuğun temel gereksinimleridir. Gereksinimleri karşılanmayan çocuk terk edilmiş çocuktur ve gelişimini tamamlayamadığı için de hep gelişim aşamasındaki çocuk olarak kalacaktır. Psikologların tanımına göre böyle bireyler yetişkin çocuk deyiminde, ‘’yetişkin‘’ kelimesi dış görünüşü, ‘’çocuk’’ kelimesi psikolojik gelişim düzeyini belirtir.

Her normal, sağlıklı insanın içinde sesler vardır. Bu seslerde iç anne-baba ve iç çocuk yer alır. İç anne-baba gerçekçi, deneyimli, ciddi ve sonuca yöneliktir. İç çocuk ise hayal doludur, masallar ve efsaneler onların yaşamının bir parçasıdır. Dolayısıyla iç çocuk aslında bizim enerji, istek ve haz depomuzdur. Onun sesi kaybolduğunda yaşamın zevki de kaybolacaktır. Bu sebeple iç çocuğumuzun sesini duyabilmek ve o sesin ne dediğini anlayarak onunla sağlıklı bir iletişime geçebilmek bizim dengeli bir yaşam kurmamız için önemlidir. Ancak bu iç çocuk ve iç anne-babanın da bazı gereksinimleri vardır. Bu ikisi arasındaki farklılıklar ortak karar vermeyi zorlaştırarak kişiyi kendi içinde bir çatışmaya sürüklemektedir. Bu durumun kişide huzursuzluk oluşturması da kişinin verimli bir yaşam sürmesine ne yazık ki engel olacaktır. Bu yüzden temel sorunların anlaşılarak araştırılması bu noktada önemlidir. İç çocuğunuzla yapacağınız oturumlarda da bu ayrıntı fark edilmeli ve sorunların tespiti yapılmalıdır. Bununla beraber soruna yönelik kafa karışıklığını ortadan kaldırmak ve ortak bir karar alabilmek adına her iki tarafın sesi de değerlendirilerek onaylanmalıdır. Ardından durumu kabullenerek bir seçim yapılmalıdır. Dolayısıyla ‘’Hem benim isteklerimi, hem de senin isteklerini karşılayabilecek bir çözüm bulalım.’’ şeklinde bir yol izlenmelidir. Bu sayede kazan/kazan yaklaşımı ele alınarak iç çatışmalara çözüm sağlanacaktır.

İçindeki çocukla ilişkisi sağlıksız olanın yaşamında belirli bir odak noktası yoktur; yaşamının her yönü bölük pörçük, parçalar halindedir. İç çocukla ilişki sağlıklı hale dönünce kişiye özgü bir odak noktası ve parçalar arasındaki ilişkilerde bir belirginleşme başlamaktadır ve bu sürece de ‘’bütünleşme’’ adı verilmektedir.

Manevi yaşam kişinin kendisiyle, diğer insanlarla, doğa, evren ve evren ötesiyle ilişkisini düzenleyen bir inanç ve duygu düzenidir. Manevi yaşamı gelişmiş kişinin önemli özelliklerinden biri, içindeki gözlemci özün gelişmiş olmasıdır. Gözlemci özün gelişimine paralel olarak olumsuz duygular olumlu duygulara dönüşme sürecine girmektedir. Özle ilişki kurulunca olumsuz duyguların dışarıdan gelen kaynakları anında görülmektedir ve bu nedenle kolayca etkisinden kurtulmaktadır.

ANA FİKİR: Ana fikir olarak ise kitaptaki anlatım ve vurgulardan da yararlanarak şunu söyleyebilirim; Aslında hepimizin içerisinde bir çocuk hâlâ  vardır ve olmaya da devam edecektir. Dolayısıyla büyümek ve olgunlaşmak esasında bedenle değil ruh ile alakalıdır. Bu bağlamda düşündüğümüzde olgunlaşma süreci, içimizdeki çocuğun yok olmasına izin vermemelidir. İçimizdeki çocuğa inanarak her gün onunla buluşabilmeli ve onun seslerine de kulak vermeliyiz. İnsan olarak geçmişte yaşadığımız ve gelecekte de yaşayacağımız tüm sorunları kabullenerek üstesinden gelebilmek amacıyla öncelikle kendimizle yani iç çocuğumuzla barışmalı ve onunla olumlu bir iletişim kurmalıyız. Bu sayede içimizdeki çocuğu koordine edebilmeyi ve üzerinde kontrol sağlamayı başararak onu öldürmemiş, sağlıklı bir şekilde içimizde yaşadığını hissetmiş olacağız. Çünkü sorunların temeli her zaman içimizden gelmemektedir. Bazen bizi etkileyen sorunlar dış unsurlar olabilmektedir. Ancak onları kontrol edebilme fırsatımız vardır ve hiçbir şey için geç değildir. Sorunlar, sıkıntılar yaşantımızda her zaman var olacaktır. Fakat önemli olan onların engellerine takılmadan geçebilmektir.

Dolayısıyla içimizdeki çocuğun gelişimi ilk olarak her ne kadar ailede başlamış olsa da şu anda artık bizim elimizdedir. Bu sebeple içimizdeki çocuğu şimdiye dek biz beslememiş olsak da şimdiden sonra onu biz eğitebiliriz. Hatalarımızı farkına vararak kendimizi düzeltme ve iyileştirme noktasında adım atabiliriz. Duygularımızı ve düşüncelerimizi de bu bağlamda şekillendirerek isteklerimizi ve kazançlarımızı değerlendirebilir, geleceğe ve şimdiye dair ona göre kararlar alabiliriz. Bu sayede önce kendimize, sonra da çevremize karşı faydalı olabilir, ardından da toplumsal iyiliği güçlendirebiliriz.

BEN OLSAYDIM?

İlk olarak bu kitabı başlık, konu, içerik ve dil açısından oldukça beğendiğim için bu noktalarda bir değişiklik yapmazdım. Ancak her ne kadar yazarın üslubu sade ve yalın olsa da uygulama sorularının olduğu kısımlarda bu akışın bozulduğunu ve dikkati dağıttığını düşünüyorum. Bu sebeple bütün uygulama sorularını kitabın en başına koyarak öncelikle insanların, kendi içlerindeki çocukla tanışma fırsatını okuyuculara sunardım. Bu sayede bilgisi olmadan, henüz kitap bitirilmeden verilecek olan cevapların daha doğru, gerçekçi ve net olacağına inanıyorum. Bununla beraber soruların başlangıçta olması da konuya girişe hazırlık oluşturacaktır. Aynı zamanda okuyucunun dikkatini dağıtmadan tüm soruları haftalara bölerek cevaplaması ve kitabı bitirdiğinde bu cevaplarına tekrardan dönüş yaparak kendini değerlendirmesi, kişinin kendisindeki farkı daha iyi gözlemlemesine yardımcı olacaktır. Aynı zamanda anlatımın açıklığı devam edecek ve kitap daha hızlı okunur hale gelip akıcı bir biçim alacaktır.

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da hoşunuza gidebilir
Okumaya Devam Et!

Sevginin Beş Dili

İnsanların günümüzde karşılaştığı en yaygın ilişki sorunlarından biri, sevgiyi bir başkasınadolaylı ve doğrudan bir şekilde ifade etmektir. Neredeyse…
Okumaya Devam Et!

Anlamının Ötesinde: Çift Tık

Instagram, aylar önce bazı profillerde, beğenme sayısını göstermeme özelliğini denedi. Bu hesaplar, paylaşımların beğenme sayılarını göremiyorlardı. Ancak birkaç…