HAYALLERE DOKUNMAK

İnsan her zaman daha iyisine sahip olmak ister; çok para kazanmak, üniversitede istediği bölüme gitmek, bu bölümü başarıyla bitirmek, hayatı boyunca iyi ilişkilere sahip olmak, hiç üzülmemek, yaptığı işlerde hep başarıyı hak etmek, tüm övgüleri almak, yaptığı her işi keyifle yapmak… gibi buraya binlerce istek ve hayal yazılabilir.

Birçok kişisel gelişim kitabında istenirse başarının önünde hiçbir engelin olmadığı, hiçbir çevresel koşulun başarısızlığın önünde engel oluşturamayacağı tekrarlanır. Söylenenlerin aksine başarının ilk adımı istemek değildir ve kişinin kendisi kadar çevresi de başarısında büyük rol oynar. Başarının ilk adımı kişinin kendisini, çevresini tanıması ve kabullenmesidir.

Hayat bir maratondur ve insanın yaşadıkları, istekleri, hayalleri, güçlü ve zayıf birçok özelliği hayatının bütününü oluşturur. Her insanın kendine has özellikleri ve yaşadıkları onu özel kılar. İnsanın hayat maratonunu koşarken hızlandığı, yavaşladığı hatta durup dinlendiği kilometreler olacaktır. Bu kilometreler farklı zamanlarda, yerlerde ve sürelerde olmak üzere insandan insana değişecektir. Yani bazen çok fazla dinlenmeye ihtiyaç duyulabilir, bazen de çok fazla çalışmak gerekebilir. Hiç kimsenin yorulmadığı anlarda yorulanlar, herkesin pes ettiği zamanlarda devam edenler, herkes dinlenirken çalışmak isteyenler, hiç kimsenin ilgi duymadığı bir konuda çalışıp fark yaratanlar veya fark yaratamayanlar, hiç kimsenin üzülmediği noktalarda üzülebilenler, herkesin iyi bildiği şeyi bilmeyenler olacaktır. İnsan kendini hiç kimse ile kıyaslamadan bu hayat maratonunda ilerlemeli ve herkesin yolculuğunun kendine özel olduğunu unutmamalıdır. Bu duruma edebiyat dünyasına damga vurmuş iki yazar örnek verilebilir. Ursula K. Le Guin edebiyat tarihinin en önemli bilimkurgu yazarlarındandır. Seksen sekiz yıllık ömrüne yirmi iki roman, on bir öykü kitabı, dört makale, on iki çocuk kitabı ve altı şiir kitabı sığdırmıştır. Bu kadar fazla sayıda eser veren bir yazarın genç yaşlarda eserlerinin yayınlanmaya başlandığı düşünülebilir. Fakat otuz yaşındayken ilk kez bir dergide şiiri, ilk kitabından önce beş kez reddedildikten sonra otuz yedi yaşında ilk kitabı yayınlanmıştır. Edebiyat dünyasında onun kadar önemli olan bir başka yazar Albert Camus ise 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığında sadece kırk dört yaşındadır, Rudyang Kipling’den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur. Albert Camus ise hayatı boyunca on bir kitap yayınlamıştır. Bu iki yazar edebiyat dünyasında önemli başarılar kazanmıştır fakat başarıları da kendileri ve hayatları kadar özel ve eşsiz olarak yer almıştır.

Bu hayatta insan istediği şekilde yaşayabilmek, hayallerinin peşinden koşabilmek ve bir konuda başarılı olmak veya fark yaratmak istiyorsa öncelikle kendisini ve bulunduğu çevre koşullarını çok iyi tanıyıp analiz etmelidir. Bu en kısa yoldan ilk adımı attığı anlamına gelir. Bu adımı atlayıp daha sonra yapması gerekenlerle başa çıkmaya çalışırsa kendini tükenmiş halde bulabilir yada başka bir zamanda hiç olmadık yerde kendisi ile yüzleşip ne kadar geç kaldığının farkına varabilir. İnsan kendisini analiz ederken güçlü ve zayıf yanlarını anlamaya çalışmakla işe başlamalıdır. Bu analizi yaparken yakınlarından yardım alması süreci hızlandırabilir. Kendisini belli süreler boyunca izlemeli, hangi olaylara nasıl tepkiler verdiğini anlamalıdır. Daha sonra kendisine şu soruyu sorabilir: Hayatım boyunca ne ile uğraşırsam kendimi tatmin olmuş hissederim? Bu gibi sorular kişiye hayatını nasıl şekillendirmek istediğini anlatacaktır. Bu soruların cevabı hayat boyunca değişebilir. Daha önce zayıf görülen bir özellik vakit geçtikçe güçlü görülen bir özelliğe dönüşebilir, daha önce sevilmeyen bir davranış daha sonra değiştirilmiş olabilir. Ya da insanın hayatı boyunca yapmak istediği şey değişmiş olabilir. Kişinin yıllarını verdiği şeyi istemediğini fark ettiğinde hayıflanmak ve verilen emeklerin boşa gittiğini düşünmek yerine yetenek ve isteklerini aynı potada nasıl eritebileceğini düşünmesi hayatı boyunca daha doğru kararlar vermesine yardımcı olur. Mesela dünyada birçok akademisyen blog yazıları yazıyor, farklı yayın mecralarında video içeriği üretiyor. Yani hayatlarını adadıkları kariyerleri ile yeni ilgi alanlarını aynı noktada birleştiriyorlar. Bu duruma en iyi örnek ülkemizde birçok kişinin ilham aldığı Prof. Dr. Sinan Canan ve Prof. Dr. Özgür Demirtaş gösterilebilir. İnsan ilgi alanı ile hayattaki tecrübeleri ve birikimlerini birlikte kullanamayacağını düşündüğü zamanlarda bile içinden çıkılamaz durumda değildir. Artık böyle bir durumla karşılaştığında teknoloji sayesinde ilgi duyduğu konularda yeterli yetkinliğe ulaşabilir ve hayatında yeni sayfalar açabilir. Ancak bu avantaj bile insanın sevmediği şeyleri hayatı boyunca yapmasına engel olmayabilir. Hayatın gereği olarak hayalindeki işi yapan kişi bile istemediği görevlerde yer alabilir. İnsan hayatının her aşamasında aynı keyifle devam edemeyebilir. Bu durumun hayatın bir parçası olduğunu unutmadan yaşamak hayata karşı insanı daha mutlu ve minnettar kılar. Hayatta her zaman büyük değişiklikler yapma lüksüne sahip olunmayabilir, hayatı sevilen aktivitelerle zenginleştirmek bazen umulandan daha büyük farklar yaratır. Yani her şey kişinin istediği gibi olmayabilir, önemli olan kişinin her geçen gün hayalindeki hayata daha çok yaklaşabilmesidir.

Benzer Gönderiler

Yorumlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Reklam

İnstagram

Popüler Gönderiler

Üniversite Tercihinin Kariyerinize Etkisi

Üniversiteye gittiğiniz okulun kişisel ve profesyonel yaşamınız üzerinde kalıcı bir etkisi olacaktır.Ayrıca üniversitenizin itibarının kariyerinizi iyi yönde etkileyeceği herkes tarafından bilinen bir...

EKİP LİDERLİĞİ

     Liderlik sözcüğünü halk ağzında düşündüğümüzde aslında ne kadar da havalı bir isim öyle değil mi? ‘’Lider, liderim…’’...

İLETİŞİMDE DOĞRU DÜŞÜNCE KENDİNİ BELLİ EDEN BİR ANAHTARDIR

ÖZET Herkes tarafından bilinmektedir ki; iletişim hayatımızın olmazsa olmaz tamamlayıcılarından biridir. İletişimin genel iki hattından söz etmek gerekirse; ilki...