Ekranlarda artık daha sık görmeye başladığımız bir konuyu ele alacağız bugün ve benim de cevaplarından emin olamadığım ama kafamda sürekli dönen soruları yönelteceğim sizlere. Baştan uyarmalıyım ki çok derin bilgiler sunmayacağım bu yazıda ama birlikte düşüneceğimiz birçok noktayı konuşuyor olacağız.

Covid-19 döneminde medyanın özellikle evde kalan insanlara sunmak için ekstra bir uğraşla programlar hazırladığına şahit olduk. Televizyonda izlediğimiz birçok yeni dizinin yanında sayısız internet dizisi ve programı da hayatımıza girmiş oldu bu dönemde. İlk sorumuzla başlayalım o zaman: Bu programların kaçında bir ruh sağlığı çalışanı (psikolog, psikiyatrist, psikoterapist vb.), kaçında terapi odası yer alıyordu? Bu zor bir soru değil. Bir çoğumuz eminim ruh sağlığıyla ilgili dizilerin arttığını ya da dizilerde terapi odalarına daha fazla yer verildiğini gözlemlemişizdir. Eskiden de vardı tabii ki, biliyorsunuz psikologlar televizyon ekranlarına, hatırladığım kadarıyla Çocuklar Duymasın Selçuk Bey ile dahil oldu. . Ancak benim üzerinde durmak istediğim konu bu artışın sebebi ve etkileri. Aktif çalışan bir psikolog ve psikoterapist olarak yazımı yazma amacım, alanımın medyada nasıl yansıtıldığı, bunun kişiler üzerinde etkileri; psikoterapistlerin izleyici gözündeki profili üzerine düşünmek, etik çerçevede kendi profesyonel görüşlerimi sunmak ve en önemlisi ise sizinle cevaplarını bulamadıklarımı paylaşmak.

Üzerinde duracağımız konulardan ilki, sahne ve konulardaki bu artışın neden olduğu. Dramın izlendiği konusunda hemfikiriz. Kurgulara ağlamayı seviyoruz – neden kısmına girersek çıkamayız, bu sebeple onu başka bir yazıda tartışalım.- Hatta bir de arkasından ‘Gerçek hayat hikayesinden alınmıştır.’ yazısı ile gözyaşları seller oluyor. Dizilerdeki danışanların da çok dramatik yaşamları ve geçmişleri var. Bu da yapımcılara reyting ve kazanç sağlıyor. Gerçekle kıyasladığımızda bu durum ne kadar doğru yansıtılıyor? Zor geçmişler, zor yaşamlar tabii ki var , bazı diziler danışan hikayelerini gerçek yaşamdan aldıklarını söylüyorlar. Bu ne kadar etik? Gerekli onaylar alınıyor mu? Kişiler bir gün diziye konu olurum kaygısıyla terapiden uzaklaşır mı? Terapistlere güven azalıyor mu? gibi birçok soru tam bu noktada sorulmalı. Sizlere yönelttim ve devam ediyorum. Ancak bir dizi -tabii ki- ilgi çekmesi ve izlenmesi kaygısıyla en travmatik vakaları göstermek durumunda kaldığı için izleyenler gözünde terapinin sadece bu durumlarda alındığı ya da alınması gerektiği düşünülebilir. Bir taraftan terapinin ekranlara yansıtılmasıyla “Psikoloğa deliler gider.” algısı yavaş yavaş değişiyor olsa da gördüğümüz bu ciddi vakalar sebebiyle insanların gözünde terapi hala herkesin ihtiyacı olan ya da olabilecek bir hizmet olmaya yaklaşamıyor.

Bir diğer ilginç konu ise dizilerin birçoğunda  danışan-terapist arasında kurulan aşırı sempatiye dayalı ilişki, neredeyse arkadaşlık ilişkisi ile; masa arkasından kurulan ve terapiye dahil edilen hasta-doktor ilişkisi tezatlığı. Her ikisini aynı anda görebiliyoruz. Terapistler hasta-doktor ilişkisi kurarak masanın arkasından başlıyorlar terapiye ve sonradan duyulan aşırı sempati ile öpüp koklaşabiliyorlar danışanlarla. Öncelikle terapi sürecinin sağlıklı işleyebilmesi için kurulması gereken tek ilişki terapötik ilişkidir. Bu ilişki, hasta-doktor ilişkisindeki statü farklılığından ve aynı zamanda arkadaşlık ilişkisindeki fazla samimiyetten uzaktır. Güvenli bir alanda paylaşımı içeren, “aynı seviyeden” yapılan bir iletişimdir. Ekranlarda gördüğümüz ilişkiler bundan maalesef epey uzak kalıyor.

Dizilerin artışı ile birlikte mizah programlarında da sıkça yer almaya başladı psikologlar. Tipleme de genellikle benzer oluyor. Ciddi ve pek gülümsemeyen bir kişi, etrafındakileri her daim analiz ediyor, onun girdiği ortamda herkes birden çocukluğuna dönüyor ve bir gözlüğü mutlaka var. Gözünüzde canlandığına eminim. Kesinlikle mizahı eleştirmiyorum, mizahın başlıca amacı eleştirmek kanımca. Ancak, acaba bu tiplemeyi izleyen kesim, psikologlar ya da terapi hakkında hangi kanıya varıyorlar acaba? Merak ettiğim nokta burası.

Konuşulacak çok konu ve sorulacak çok soru var. Ancak şimdilik bu kadar yeterli olsun. Siz değerli okurların da görüşlerini, sorduğum sorular hakkında fikirlerini ve bana katılıp katılmadığınız noktaları merak etmekteyim. Siz de konu hakkında daha fazlasını konuşmak, fikir belirtmek isterseniz aşağıya yazacağım iletişim adreslerimden benimle iletişime geçebilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın.

E-posta: psk.sinembegum@gmail.com

Instagram: @psk.sinembegum 

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da hoşunuza gidebilir