Orijinal adı Arte e Bellezza Nell’Estetica olan Türkçeye Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik olarak uyarlanan eser, çok da sevdiğim bir yazar olan Umberto Eco tarafından kaleme alınmıştır. Klasik estetik çalışmalarından farklı olarak eserini estetik kavramının Avrupa’da doğduğu yüzyıl olan XVIII. yüzyıldan başlatmıştır. Asıl cevabı, XVIII. yüzyıla gelene kadar geçen ve estetik kavramının temellerinin atıldığı dönemde bulacağına inanarak estetik ve güzellik kavramını Ortaçağ Avrupası’ na göz atarak değerlendirmiştir. Ortaçağ Avrupası, Rönesans Dönemi, Estetik ve Sanat gibi konuların önemli bilirkişilerinden olan Umberto Eco’nun bu eseri, estetiğin tarihini anlatmak yerine estetiği estetik yapan toplumsal koşulları açıklayarak bu konuda yazılan diğer eserlerden farkını ortaya koymuştur. 

Ortaçağ’da kuramsal, felsefi ve teolojik tartışmaların dili, bilindiği gibi Latince’dir. Latince dışındaki dillerde bir kuramsal tartışma yürütülmeye başlanırsa bilmeliyiz ki zamandan bağımsız Ortaçağ’ın dışında kalmışız demektir. Kitabımız işte bu kuramsal dilin olgunlaştığı Latin Ortaçağı’ nın dile getirdiği estetik kavrayışları ele almıştır. Trubadur şiirinin, tatlı yeni üslup şairlerinin, Dante’ nin ve doğal olarak Dante’ den sonra gelenlerin fikirleri üzerine değinmiştir.

Biz genellikle İtalya’da Dante, Petrarca ve Boccaccio’yu Ortaçağ’a yerleştirir, Rönesans için Kolomb’un Amerika’yı keşfetmesini biliriz. Oysa birçok ülkede bu yazarlardan Rönesans’ın başlangıcı bağlamında söz edilir. Rönesans’ın skolastik kuramları modern kuramlara evrimleştiğini biliyoruz. Bu, eğitsel bir sanat kavrayışından doğan bir süreçtir. Eco kitabında da bunu göstermiştir. Doğal sürecin bir getirisi olan kalıplaşmış fikirlerin yıkılması amacıyla okurlara bir kapı aralamıştır.

 Petrarca’dan Rönesans yazarı olarak söz edenler, Burgonya, Pico della Mirandola, Leon Battista Alberti ve Aldo Manuzio’nun çağdaşlarından Ortaçağ’ın günbatımı olarak söz ederler. Olgunluk geçirdikten sonra belli şeylerin tüketilmesi olası tabi. Acemice yazılmış Sevilla’lı İsidorus’un hayal ürünü etimolojilerinin yerini zaman geçtikçe biçimsel inceliklerle yüklü, günümüz mantıkçılarını bile saf dışı bırakan Ockham’lı William almıştır. Barbar çağların düzensizliğine tepki gösteren bir Pythagorasçı sayı estetiğinden, sanatın değerlerine ve Antikçağ’ın aktardığı genellikler bütününe duyarlı bir hümanist estetiğe geçilmesi de bir olgunlaşma sürecinin getirileridir. Bu estetikten istikrarlı bir siyasal düzenin getirdiği güvenceyle, evrene ilişkin teolojik bir düzen sistemi geliştirilmesi de bir büyüme değil midir zaten? Bin yıllık bunalımın aşılıp zengin ve olgun bir Anglosakson kültürünü temsil eden Eriugena’nın öncü düşüncelerinden yola çıkılarak estetiğin kozmik düzenin felsefesi haline gelmesi de pekala güzel bir gelişmedir.

Kitapta da alıntı yapılan Rodolphus Glaber’in da söz ettiği gibi bin yılından sonra haçlı seferleri Ortaçağlı insanın taşralı yaşamını harekete geçirmiş, yeni bir sivil bilinç kazandırılan insanlar doğadaki şeylere yönelik somut bir duyarlılığa kendini açmıştır. Böylelikle Hıristiyan dünya görüşü olgunlaşmış ve yeryüzü gerçekliğini dikkate alan bir ilahiyat doğmuştur. Artık sonsuz bireysel olanakları gerçekleştirebilecek ve özgür olduğunu keşfetmiş insan, yaratıcılığını öldürmeyecektir.

Kitapta bir dikkatimi çeken husus da somut duyarlılıklara kendini açan insanların güzellik ve sanata ilişkin Skolastik kuramların yeniden kurulması sürecinde, herhangi bir değerlendirilme çabasına girilmemesiydi. Evrenin zarafetini ve ihtişamını düşündüğümüzde bu ihtişam deryasının ortasında ahenk içinde olan bizlerin kendi çağdaş ilgilerimiz ışığında yeniden yorumlayıp yorumlayamayacağımız kısmının biz okurlara bırakılması da Eco’nun bir diğer inceliğidir.

Önceki cümlelerimde de belirttiğim gibi yazar, günümüzde de kabul edilebilir bir çerçeve içinde estetik kuramın ne olduğunu yeniden tanımlama amacı gütmemiştir. Sistematik bir amaçla felsefi kavramları devreye sokularak güzellik, sanat, sanat yapıtlarının üretim ve değerlendirilme koşulları, sanat ile başka etkinlikler, sanat ile ahlak, sanatçının işlevi, beğeni yargıları ve bu yargıların eleştirisi, sözel ve sözel olmayan metinlerin yorumlanmasına ilişkin kuramlar kapsamında görülen estetik kuram birçok olgulardan oluşmaktadır. Sonuçta, çağdaş bir estetik tanımdan yola çıkmak ve geçmiş bir dönemde bu tanımın geçerli olup olmadığını kanıtlamaya çalışmak bu karışık olgularda çok da gerekli olmayan bir işlemdir. Bu amaçla kitapta dönemin felsefi fikirlerini yansıtan veya etkilenen tüm metinler olabildiğince bütünlük içinde verilmeye çalışılmış. Şeyler bütününü kapsama amacı güdülmeksizin, günlük yaşamın çeşitli yönleri, sanatsal tekniklerin evrimi ve bunların ardında yatan estetik fikirler sunulmuştur. Estetiğin, estetik sorunlarının ve bu sorunlara ilişkin çözümlerin çağdaş tanımlamasına felsefi bir katkıda bulunmak amaçlanmamış. Dönemin imgesi sunularak fikir çatışması okurların kendilerine bırakılmıştır.

Tüm görülür nesnelerin görülmez şeyleri dile getirmek üzere bize sunulmuş olduğunu biliyoruz. Simgesel tarzda görme yoluyla görülür nesnelerin bizi eğittiğinin farkına vararak bu kitabı okumaya başladığımızda bazı şeyleri daha farklı pencerelerden görmeye başlıyoruz. Bu aralanan birçok pencereden taze esintiler almak istiyorsanız en kısa zamanda kitabı edinmeniz dileğiyle.

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da hoşunuza gidebilir